Çok Yönlü Çalışmalarıyla Tanıdığımız Ses Yıldızımız Dilek TÜRKAN İle Mülâkat

Ben Devlet korosundan emekli olduktan sonra kadroda epey değişiklikler oldu. Özellikle koro gençleşti. Kadroya alınan ses sanatkârlarından biri de Dilek Türkan’dı. Dikkatlerimizi bilhassa yeniden meşhur ettiği “Mazi Kalbimde bir yaradır.” Tangosundaki başarılı çalışması çekti. Daha sonra eşi Derya Türkan’ın da içinde olduğu İŞNCESAZ topluluğunun solisti olarak karşımıza çıktı. Daha da önemlisi, onu, TRT nin Bergüzar Halk Mûsikîsi topluluğunda, dahî bestekâr Hisarlı Ahmet’in eserlerini yorumlarken gördük. Klâsık Türk Mûsikîsi, Batı Müziği tandanslı tango müziği, ve Türk Halk Müziği dallarının üçünde de çok rahat bir yorumcu edâsı sergiledi. Her üç branşın edasına ve ruhuna sadık kalarak yorumluyordu. Kubbealtı Vakfının bir programında onu natürel sesini dinledim. O kanaate vardım ki, mikrofonlar Dilek’in sesini tam olarak yansıtamıyor. Veyahut makinelerin kumandasını yönetenler bu işi anlamıyor. Sesinin frekanslarındaki alt ve üst selenlerin bir kısmı âletler tarafında absorbe ediliyor.

Dilek’in Kopenhag’da çekilmiş bir resmi var. Kayalara çıkmış bir deniz kızı ile sohbet ediyor.

Bir başka resminde de evindeki dolap önünde görüyoruz. Raflarda eski Türkçe kitaplar var. Taş plâklar yer almış Ve ir Papier Buvard (Kuırutma kâğı) aracı.

Bu fotoğraf, Dilek’în klâsik ruhunu yansıtıyor. Halbuki bir başka fotoğrafta, elektro gitarla öyle bir poz vermiş ki, sanki kırk yılın popçusu. Yine yaptığı bazı videolarda mimiklerini fevklâde ustalıkla kullandığını ve espri yeteneğinin çok gelişmiş olduğunu, hem fizik yapısının hem de ruh yapısının dramatizasyona çok uyumlu olduğunu anlıyoruz. Şarkı söylerken de çok asil tavırlar sergilemektedir.

1- Dilek Kızım, çocukluğunla ilgili hâtıralarında veya büyüklerinin seninle ilgili ifâdelerinde, gelecekte ses sanatkârı olacağına dair oyunlar, davranışlar, müzikle ilgili etkilendiğin olaylar nelerdir? 1:Bir çok kız çocuğunda olduğu gibi, elinde tarak ve ona benzer her tür malzemeyi mikrofon yapıp şarkılar söylemek çocukluğuma dair bir anektod. Ayrıca en ufak bir müzik sesinde dans etmeye başlamam da bazı şeylerin bir sinyali olmuş. Ama tüm bunlar diğer bir çok çocukta olan sıradan bir hal olarak değerlendirilmiş. Ta ki, benim 10 yaşında ağabeyimin Balıkesir Halk Eğitim Merkezinin Korosuna başlaması ile onun peşine takılmama kadar. Birçok konuda takip ettiğim ağabeyim, bağlama öğrenmeğe çalışan babam, yine babamın peşinde onunla bağlama kursuna giden diğer ağabeyim ve aslında içlerinde en güzel sese sahip olan, ama bunu yemek yaparken değerlendiren annem ileride yaşayacak olduğum hayatın tohumunu atmışlar.

2-Konservatuar öncesi, okullarda korolarda hangi görevleri aldın? Okullardaki enstrüman kurslarına katıldın mı? Çok sevdiğin ve öğrenmeyi istediğin bir enstrüman var mıydı? 2: Az önce söylediğim 10 Yaşında başladığım eğitim üniversiteye dek aralıksız devam etti. Lise son sınıfta hocam Sıtkı Sahil'den konservatuara hazırlık dersleri aldım. İlkokulda çaldığım blok flüt dışında konservatuara kadar hiçbir enstrüman çalmadım.

3-Konservatuarda, ses eğitimi çalışmaları yaparken, Bir de öğrencilerin yardımcı enstürmanı olur. Sen Hangi çalgı ile çalıştın 3 Enstrüman çalmayı her dönemde çok istedim. Konservatuarda zorunlu yardımcı enstrümanımız tanburdu. O dönemde yurtta kaldığım için bir tanburum olamadı ama bu muhteşem enstrümanla ilk karşılaştığım andan itibaren aramızda bir bağ oluştu ve ben tanburu çok sevdim. Hatta Konservatuardaki ilk tanbur hocam Mehmet Şeker ilk yıl bana "Seni tanburî yapalım" demiştir, onur duyduğum bu söze rağmen bu, şarkı söylemenin önüne geçememiş ve bazen içimde ukde kaldığını düşündüğüm olmuştur. Daha sonrasında seçmeli ders olarak pianonun getirilmesi ile yine bir hayalim gerçekleşti. Ve öğretilerini ömür boyu hep hatırladığım ve sadece piano değil bana hayat konusunda da paylaşımlarını eksik etmeyen değerli hocam Mehru Ensari ile çalışma fırsatı buldum.

4-Türk Mûsikîsi solisti ünvanını aldıktan sonra seni İstanbul Radyosunda ve Devlet Korosunda görüyoruz. Bu süreçleri anlatır mısın? 4:Henüz Konservatuarın birinci sınıfındayken TRT İstanbul Radyosuna Kabul edildim. Balıkesir yıllarında kendime çizdiğim yolun ilk ve en önemli aşamasını gerçekleştirmiştim. Anî olmuştu ve bana büyük motivasyon sağladı.10 yıl süren görevim bir gün panoda gördüğümüz yazı ile sona erdi. Tüm istisna akidli sanatçıların işine son verilmişti. O gün beni çok yaralamıştı aldığım haber. Kısa bir süre sonra dönüp baktığımda meğer bu hayatımın ileriki yıllarında da karşılaşacağım bana büyük hayır getiren ayrılışların ilkiymiş. Bunu çok sonra anladım. Sebebi; artık almam gereken herşeyi almıştım ve hayal ettiğim müzikten uzaklaşıyordum. TRT nin değişen müzik politikası beni ileriye değil artık geriye çekiyordu. Ben o sırada bunu anlayamaz ve kendi isteğim ile oradan ayrılamazdım. Dostlarım ve değer verdiğim büyüklerimden kendi istediğimle ayrılmak imkansızdı. İşte hep güvendiğim kaderim yine doğru yolda benim yolumu çizmişti. TRT de ses sanatçılığı değil program yapımcılığı ile meşgul olmaya başladım. Ve yaptığım "Eski Sesler" programı bana bambaşka bir ufuk açtı. Müzik hakkındaki ve Türk Müziği'nin önceki dönem temsilcileri ile ilgili muazzam bir bilgi ve repertuarla doldum. Bu sırada Devlet Korosu sınav açtı, kazandım ve halâ devam ettiğim bu görevimi yapmaya başladım.

5-İncesaz çalışmalarında değişik arayışlar içeren çalışmalar yaptın. Karma orkestra ile bu çalışmalar hakkında söyleyeceklerin olmalı. Orkestra arkadaşların, sana göre mi düzenleme yapıyorlardı, yoksa sen mi onlara adapte oluyordun? 5:Müzikle ilgili arayışlarım TRT İstanbul radyosundaki dönemde başladı. Birçok grupla birlikte konserler verdim. Hiçbirinde benim için, bana özel düzenleme yapılmadı ben o müziklere kendimi adapte ettim. Çünkü grup olmak bunu gerektirdi, herşey ortak payede doğru tanımla yerini buldu. Bu anlamda çok da başarılı oldu, beğeni aldı. Repertuara müdahale ettim, şarkı önerdim ve onları seslendirdim. Büyük orkestralarla yaptığımız konserlerde ise şarkılar esas alındı. Bir Türk müziği eseri orkestrasyonla ne kadar Türk müziği tınısını yansıtabilirse o kadar iyiydi ve buna konsantre olunması gerekirdi nitekim de öyle oldu. Yani sizin sorunuzun tam cevabı; Ben onlara adapte oluyordum.

6- Eski bir tangoyu gündeme getirip, yeniden meşhur ettin. “Mazi Kalbimde Bir Yaradır” Bu çalışma içinde yer alman, senin için ne anlama geliyordu. Ben “ Profesyonelim yaparım” anlayışının dışında bir tutku ile yaklaştığını düşünüyorum. 6:Tango ve benzeri müzik türleri bence ilk olarak merak, sonrasında da bir tutkuya dönüşüyor. Ama ben bu noktada hep durup kendime bir baktım, neden mi? Klâsik müzikten uzaklaştım mı? bir tangocu olarak anılır mıyım? Gibi sorulara pâye vermemek adına hep çek ettim konumumu. İstediğim müziği yapmakta karalıydım ama bunun anlaşılamamasından endişe ettim. Bir müzik türü çok beğeni görürse, diğerleri ile yarışa sokmak ister dinleyenler. Ve bir bakarsınız en kıymetliniz gölgede kalmış. Bunu yaşamaktan kaçındım. Bunun için de çok farklı müzik türlerinde yer aldım. Tango talebi ve isteği her daim devam etti. Ben de kendi tatminimi diğer her tür dalda yaptığım müddetçe tangoya da hep yer verdim. Ama şu da önemli bir ayrıntıdır ki, ben profesyonelliği hep bir adım gerimde tuttum çünkü her yaptığım şeyi kendim istediğim için yaptım. Profesyonellik adına değil. Hayattaki belki de en büyük bencilliğim bu oldu; Müziği kendim için yapmak.

7-Koroda, Mevlevî Âyinlerinden, köçekçelere kadar geniş bir repertuar içindesin. Klâsik Müziğimiz hakkındaki düşüncelerin, çok yoğun olmalı, anlatır mısın? 7: Klasik müzik benim için hayattaki en büyük öğretilerimden biri ve hiç kopamayacağım bir müzik türü. Herşeyin temeli ve gelecekteki müziği anlamanın tek yolu bence. Ve dönemlerini araştırdıkça müziğin bir döngü olduğunu, bizim de onun içinde küçücük bir parça olduğumuzu bizim müzik için birşey yapamayacağımız, onun bizim için çok şey yapacağını anladım. Müzisyenler değişir ama müzik baki kalır. Bana bu çerçeveyi Klâsik müzik eğitimi verdi. Ve ona hiçbir zaman bir misyonla yaklaşmadım hatta bu tür yaklaşımlara hak vermedim. Çünkü bizim müziğe ihtiyacımız var onun bize değil. Onu korumak bir görev değil, anlamak bir görev; diye düşündüm her zaman. Bu kadar zengin bir müziği keşfetmeye çalışmak ve buna bir ömür boyu devam edecek olmak bana büyük haz veriyor.

8-Seni Bergüzar topluluğu içinde şarkı söylerken izledim. Hisarlı Ahmet’in “Elif Dedim Be Dedim..” mısra’ıyla başlayan meşhur türküyü okudun. YouTube da halâ bu türkü yayında. Halk Mûsikîsinin bu en kıymetli bestekârı ve o tür, nasıl bir etki bırakıyor. Senin Ege ile de yakın ilgin var sanıyorum? 8:Halk Müziğinden her daim etkilendim ama halk ozanlarının deyişlerinin bir hayat felsefesi olacak kadar derin olduğunu çok sonraları farkettim. İtiraf ediyorum. Hiçbir zaman da bir halk müziği albümü yapmayı düşünmedim. Ama beni ne kadar etkilemiş ki bununla ilgili çokca teklif almaya başladım. Kendi repertuarımın içine ara ara bir türkü koymaya ve onları keşfetmeye başladım. Müziğin evrenselliğini anlamak ben de bu noktada başladı. Farklı bir enstrüman gurubunun içinde dahi öyle ihtişamlıydı ki dayanamadım ve söylemeye başladım. Ama bana sorarsanız herşeyin bir aslı vardır ve o tekdir. Halk müziği hiçbir zaman tek bir bağlama eşliği ile verdiği etkiyi diğerlerinde verememiştir. Bu benim şahsi fikrim ama ara ara söylemekten de kendimi alamadığım bir türdür. Ege ile yakınlığım olduğu halde bütün yörelerin türkülerine hayranlık duydum birini birinden ayırdetmeden. Halk Müziğinin beni etkileyen diğer yanı da bu zenginlik oldu.

9-Pek çok ses sanatkârının, söyledikleri şarkının güftesini anlamadığını müşahede ettim. Hatta bu konuyla ilgili kitap da yazdım. Sen ne düşünürsün? Şarkı söylerken, güfteler sadece prozodi kuralları için mi söylenmeli, yoksa kelime ve mısrâların arka plânı var mı? Bu konuda neler düşündün yahut yazıların var mı? 9: Bunun zamanla ve yaşadığın tecrübe ile gerçekleştiğini düşünüyorum. Şarkı söylerken hepsi bir bütün halinde güfte müzik ve ritim. Birini aksatırsan yada birini önemsiz bulursan halka bozulur. Ama bu zamanla oluyor. Müziğe konsantre olup söyleniyor, o hallolunca güfte ilgiyi çekiyor yada bazen tam tersi, sonra şarkı kendi ritmini buluyor. Ve artık hepsi bir bütün. Söylediğim gibi bunların hepsinin aynı anda nefes bulması tecrübe ile gerçekleşiyor.

10- İstikrarlı ve belli kurallar içinde kalıp, çalışmalarına devam edebilmek zordur. Sen çok başarılısın. Gerçek sanatın temsilcisi olmak, ve bu ciddi eylemi isteyen kamuoyuna hitab etmek, şöhretin ciddisine talip olmak seni yordu mu, yahut daha mı şevkini artırdı? 10.Öncelikle teşekkür ediyorum. "Şöhretin ciddisi" sözü çok etkileyici. Aslında ciddiyetle yapılan herşey öyle son buluyor. Bu demek değil ki işin eğlencesi olmasın. Ben hayatı yaşarken her konuya ciddi yaklaşıp oradaki muzır şeyleri de bir yandan kaçırmamaya çalışan biri oldum. İşimi yaparken de bunu yapmaya çalıştım. Konsatre olmak ve bir hayal kurmak, sonra onu gerçekleştirmeye çalışmak, bunu da adım adım ve zevkle yapmak. Ve arada bedeninden sıyrılıp yaptıklarını izlemek. Daha önce de söylediğim gibi ben hepsini kendim için yaptım. Hayattaki mutluluğu, tatmini yakalamak adına. Nasıl ki insan mutlu oldukça daha büyük mutluluklar arar ben de şükür doğrultusunda hep daha büyük hayaller peşinde koştum. Ve koşmaya devam edeceğim.