‘100 yıl önce yaşadığımı düşünenler var’

İstiklal Caddesi’nde röportaja yetişmek için hızlı adımlarla yürüyorum. Dar uzun sokaklardan birine giriyorum ki ufak bir kalabalık yolumu kesiyor. “Sokak müzisyenidir” diye düşünürken “Ama bir dakika, ben bu sesi tanıyorum” deyip geri dönüyorum. Bir de ne göreyim, akordeon çalan bir kız çocuğuna eşlik ediyor Dilek Türkan! Röportaj olmasa onu kalabalığın arasından zor alırdık. Hem sokağın samimiyeti hem de havanın güzelliği Türkan ile sohbetimize yansıdı. Türk müziği yapanları sıkıcı ya da somurtkan sananlar varsa bu röportajı mutlaka okusun.

Nisan başında “Suya Söyledim” albümünüz çıktı. Her şey yolunda gitti sanırım, bu sefer kısa sürdü albümün çıkması? Müzik de çiçek gibi beslenmedikçe ölür. Stüdyo çalışmaları sırasında arı olduk, yeri geldi su olduk... Şimdi de çiçek açtık. Baharı tam anlamıyla yaşadım bu albümle. Bu heyecanla albüm çalışmaları çok hızlı oldu. Fakat bittikten sonra çok bekledik. Beklemek beni yordu. Hareketli biriyim. Hayata çok şey sığdırmak istiyorum.

Albüm fotoğrafınız su altında çekilmiş. Yoksa dalgıçlığa merakınız mı var? Aksine, pek yok! Sadece farklı şeyler yapmak hoşuma gidiyor. Barış Güleç suda çekim fikrini sordu, hemen kabul ettim. Kabul ettikten sonra bunun zor olduğunu öğrendim ama fikir öyle güzeldi ki vazgeçmedim.

Bundan önceki albümünüz “Aşk Mevsimi”nin hak ettiği ilgiyi görmediğinden yakınmıştınız. Bu sefer işin rengi değişti sanırım. Türk müziği icrası ama içinde hiçbir enstrüman yok, tek enstrüman benim sesim. Orijinal bir projeydi. “Global anlamda ciddi bir ilgi gördü” diyebilirim. Çünkü ne reklam yapıldı ne de özel bir tanıtım. Zaman geçtikçe yaptığım işe duyduğum güven ve saygıyla daha geniş bir çevreye ulaşma isteği uyandı bende. Kısa sürede olumlu dönüşler aldım. Albüm daha ilk hafta listelere girdi. Benim için en mutlu tarafı da bu.

Sesinizi dinleyiciler “huzur dolu” olarak nitelendiriyor. Siz de böyle mi düşünüyorsunuz? Sesinizi beğenir misiniz? Sesimi nasıl bulduğumu söyleyebileceğimden emin değilim. Fakat şunu söyleyebilirim: Kendi sesimden çok, hissiyatımı beğeniyorum. Bence en önemli nokta bu. Ses dediğiniz şey eğitimle terbiye edilebilir ama dinleyiciye bir duyguyu aktarmak apayrı bir iş. Ben müzikle yaşıyorum, işim olarak görmüyorum. Bu nedenle mutluyum.

Sizi hep klasik giyinen ve az gülen biri olarak görüyorduk ekranlarda. Fakat aksine rengârenksiniz! Çok neşeliyimdir, sürekli gülerim ve şakalar yaparım. Rengârenk giyinirim. İnsanlar genelde benim yaşımı epey büyük sanıyor. Kendimi yansıtmadığımdan böyle bir algı oluştu. Bu bir hataydı. Müziğe önem verdim, anlatmak istediğim şeylerle ilgilenmedim. Sonra bu beni mutsuz etmeye başladı. Her karşılaştığım kişi, enerjimi görüp şaşırıyor bunu albüme yansıtmamamdan şikâyet ediyor. Bu müzikleri icra edenler neden kendini yansıtmasın? Bu albüm kendim için bir milattır. Artık anlıyorum ki bir sanatçının şarkıları kadar, söyleyecek sözü de olmalı. Perdeyi araladım sanırım.

Bu röportajımızda sizin doğal halinizi görenler şaşıracak. Ve ölü olmadığımı da görecek! (Gülüyor.) Pardon, anlamadım? Durun anlatayım: Geçenlerde kızımın yuvasında öğretmeni bana mesleğimi sordu, sohbet açıldı. Türk müziği hayranıymış. “Çok iyi bir dinleyiciyimdir” dedi. Ben de çok sevindim tabii. Konu konuyu açtı, bana bir parça dinletmek istedi. Bir açtı “Bir Özlem Var İçimde” şarkısı, yani ben! Sonra bana dönüp “Kusura bakmayın siz de sanatçısınız ama ben bu sese hayranım” dedi. Sonunda dayanamayıp “Çok teşekkür ederim ama o zaten benim sesim” deyince gözlerimin içine şaşkınlıkla bakıp “Siz hayatta mısınız? Ölü sanıyordum!” dedi. Kimisi de 100 yıl önce yaşadığımı düşünüyor. (Kahkahalar.

Bir kızınız var, Elif. O da sizle konser konser dolaşıyor olmalı. Bakarsınız o da annesinin izinden gider. Annelik ve müzik ikisi bir arada çok kolay olmadı ama üstesinden geldim. Kızım Elif hep benimleydi konserlerde bile. Şimdi 6 yaşında ama inanın birçok parçayı baştan sona nağmeleriyle, ezbere biliyor neredeyse! Tabii eşim de ben de müzikle uğraşınca o da bu tutkuyu almış oldu.

Unutulmaz anılarınız çoktur. Bir gün şarkı söylerken seyirciler de eşlik etsin diye mikrofonumu uzattım. Kızım da en önde oturuyordu. Ayağa kalktı ve şarkıyı söylemeye başladı. Salondaki herkesin sesini bastırdı. Sonunda beni bile susturdu! Benden daha çok alkış aldı. Bunu unutamam. O an küçücük bir kız çocuğunun bize kattığı enerji öyle güzeldi ki. Ve bir de ders çıkardım kendime, sakin olmalı sahnedeyken akışına bırakmalı.

Sürekli mutluluktan söz ediyorsunuz. Gerçekten mutlu musunuz? Mutlu biriyim. Hayata güzel bakmayı tercih ederim. Anı yaşamak çok kıymetli. Bugün de bunun meyvelerini yiyorum. Ailemin, dostlarımın ve de müziğin zevkine varıyorum. Konserlerde sanatçı dinleyeni mutlu eder gibi bir algı vardır. Böyle düşünmüyorum, mutlu olmam için dinleyiciler karşımda olmalı. Bu her insana nasip olacak bir şey değil. Kendimi çok şanslı hissediyorum.

‘Kargo grubu ile tango seslendirdik’ Bir müzikal yazdığınızı da duymuştum. Farklı disiplinlerle ilgilenirken nasıl kendi işinizi yapabiliyorsunuz? Çok heyecanlandığım bir proje. Bunu müzikli bir tiyatro oyunu halinde sergilemek istiyorum. Sona çok yaklaştım. Bir de öykü yazıyorum yetişkinler için. Beni eleştiriyorlar ama ben yine tekrarlayacağım, bir insan ömrünü sadece bir şey yaparak geçirmemeli. Kendi için yapmalı... Anı biriktirmek ve geride kendimden birçok şey bırakmak benim için önemli. Çok uzun bir hayat değil, tadına varmalı.

Başka... Kargo grubuyla çok bilinen bir tango parçasını seslendirdik. Yakın zamanda klip de çıkacak. Farklı bir iş denedik. Ayrıca başka ülkelerden gelen müzisyenlerle işler yapmayı planlıyoruz. Yanımda hep birileri olsun istiyorum. Herkes tek olmak ister. Bence bu çok yanlış. Paylaşmak çok daha güzel ve iyi hissettirir.

İlk albümdeki sesinizle bu albümdeki sesiniz, kulağa değişik geliyor. Evet bir değişim söz konusu. Bu çok söyleniyor bana ama benim sesim aynı. Bu kayıtlarla alakalı. Şarkının formatıyla tını da değişiyor. Sonuçta istesem de sesimi değiştiremem!

Duayenleriniz kimler? Sabahlara kadar dinlediğim ve onları adeta yaşadığım Nesrin Sipahi ve Safiye Ayla duayendir... Hepsi bana çok şey kattı.

Size hep Türk müziğinin geleceği soruluyor. Size bir sürprizim var, ben sormayacağım! Çok sevindim! (Gülüyor.) Türk müziğiyle ilgili çok konuştum gerçekten. Söylenecek bir şey kalmadı. Sürekli aynı şeyi sormaları anlamsız olmalı. Türk müziğine âşığım ve ömür boyu peşinden gideceğim, bu kadar.